Milletimizin büyük bir inançla vermiş olduğu İstiklal Mücadelesini ebedileştiren Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı İstiklal Marşı’mızın kabulünün 99. yılı, Üniversitemiz Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığının organize ettiği ‘Hakk'ın Sesi Mehmet Akif Ersoy’ etkinliğiyle kutlandı.

 

Panel başkanı Prof. Dr. Cihan Özdemir yaptığı açılış konuşmasında, günümüz dünyasında devlet, millet, bayrak, vatan ve kültür gibi kutsal kavramların kaybolmasına yönelik endişesini dile getirerek, toplumumuzun örnek alması ve öğrenmesi gereken, doğru rol modellere ihtiyaç duyduğunu belirtti. Bu noktada hepimizin bir gün Mehmet Akif Ersoy olma ihtimalinin var olduğunu söyleyen Özdemir, Mehmet Akif Ersoy’u anlamanın ve anlatmanın önemini vurguladı.

 

Etkinlikte Ersoy’un fikir dünyasından bahseden Dr. Öğr. Üyesi Yakup Öztürk, terakki, İslam ve Müslümanlık, ahlak ve ırkçılık konu başlıklarında dinleyicilere bilgiler verdi. Öztürk, Meşrutiyet Dönemi Osmanlı Aydınlarının da diline dolanan ‘İslam, terakkiye mâni.’ düşüncesinin Mehmet Akif Ersoy tarafından Safahat’te reddedildiğini; “Alınız ilmini garbın alınız san’atını, Veriniz hem de mesainize son süratini, Çünkü kabil değil artık yaşamak bunlarsız, Çünkü milliyeti yok san’atın ilmin; yalnız...” dizeleriyle açıkladı. Ersoy’un ahlak anlayışını bizzat kendisine ait olan, “Kendi ahlakıyla bir millet ölür, yahut yaşar.” sözleriyle aktaran Öztürk, Ersoy’un batının ilminin ve tekniğinin alınması, fakat ahlakının bırakılması gerektiği düşüncesini yine Ersoy’un dizelerinden örneklerle paylaştı. 

 

Panelin ikinci konuşmacısı olan Dr. Öğr. Üyesi Erdem Dönmez, ‘Cemiyet ve mücadele adamı olarak Mehmet Akif Ersoy’dan bahsetti. Konuyu, Millî Mücadele’nin kronolojik tahliliyle anlatan Dönmez, “Hayatı yoksullukla mücadele içinde geçen Akif, hiçbir zaman kişisel çıkarlarını şahsiyetinin önüne koymaz. İstiklal Marşı için teklif edilen 500 lirayı reddettiğinde cebinde borç aldığı 2 lirasının olması bunun en açık delilidir. Yine hayatı cehaletle mücadele halinde geçen Akif, topluma ulaşabilmek adına her yolu kullanmış, yüksek sesle mücadelesini sürdürürken yeri geldiğinde suskunluğuyla da aynı tavrı sürdürmesini bilmiştir. Akif’in mücadelesinin en temel özelliklerinden biri de ye’se yer vermemesidir. O, kurtuluşu inanmak ve ümit etmekte görür. Onun ümidi inanmış bir insanın ümididir. Ona göre inanan insan üstündür ve kazanacaktır.” dedi. Ersoy’un dönemin durumu ve şartları itibariyle mücadele ortamında doğup büyüdüğünü söyleyen Dönmez, Ersoy’un hayatının mücadeleden; mücadelenin Ersoy’un hayatından bağımsız düşünülemeyeceğini belirtirken; şiir, düşünce, yazı, tenkit ve hitaplarının da bir bütün olarak mücadelesinin göstergesi olduğunun altını çizdi.  

 

Dr. Öğr. Üyesi Zeliha Öztürk ise Mehmet Akif Ersoy’un mücadelesine tanıklık eden şiirlerine ve sanatına örneklerle ışık tuttu. Meşrutiyetin hâkim olduğu zamanlarda halkçılık anlayışının da sanatta hâkim olduğunu vurgulayan Öztürk, Ersoy’un sanatta halkın sorunlarına yer vermenin, hakikati oluşturduğuna olan inancından bahsetti. Öztürk, Ersoy’un bu inancını “Sebilürreşşad’da görülecek eserler kaba olacak, saba olacak lakin yerli malı olacak, hiçbir tarafında başka memleket mahsulü olduğunu gösterir damga bulunmayacak. Bir de az çok bir faide temin edecek.” sözleriyle açıkladı. Ersoy’un şiirde, ilhamdan öte çalışmaya inandığını belirten Öztürk, sade bir dil kullanan ancak eski şiirin estetiğini de devam ettiren bir şair olduğunun altını çizdi. Öztürk sunumunda, Mehmet Akif Ersoy şiirlerini hazırlık, ustalık ve son dönem örnekleri üzerinden dinleyicilerle paylaştı.

 

Hakk'ın Sesi Mehmet Akif Ersoy Paneli, Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cihan Darcan ve Prof. Dr. Cihan Özdemir tarafından panelistlere teşekkür belgelerinin verilmesinin ardından, Mehmet Akif Ersoy’un ‘Bülbül’ şiirinin okunmasıyla son buldu.